18 Mayıs 1944 Büyük Kırım sürgünü ve Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu

18/05/24 5:44

Büyük Kırım sürgünü yaşandığı 18 Mayıs 1944 gününden beri hiçbir zaman gündemden düşmemiş, şiirlere, şarkılara, romanlara konu olmuş, her yıldönümünde acı ve keder içerisinde yüreklerdeki ilk günkü tazeliği ile anılır olmuş, anılmaya da devam edecektir.

Bu büyük sürgün hikayesi 18 Mayıs 1944 günü başta Bahçesaray olmak üzere Akmescit, Akyar, Gözleve, Karasu, Kefe, Kerç, Mangub, Aluşta, Suğdak ve İnkerman’da başlamış tâ Sibirya steplerinde, Ural Dağları eteklerinde, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan’daki toplama kamplarında hayatta kalabilenlerle son bulmuştu.

Kızılordu tarafından basılan yerleşim merkezlerindeki evlerinden 15 dakika içinde zorla toplanan 238.500 Kırım Türkü iki gün boyunca açıkta bekletildikten sonra hayvan vagonlarına istiflenerek aç-susuz bir şekilde yola çıkarılmış, bu ağır şartlarda yapılan yolculuğa ve sonrasındaki zor kamp şartlarına dayanamayan 110 bin Kırım Türk’ü 1944-1946 yılları arasında açıkça cinâyete kurban giderek soykırıma uğramışlardır. Kendilerine bir kez daha Allah’tan rahmetler diliyorum.

Geride hayata tutunarak zor şartlar altında yaşam mücâdelesi veren Kırımlı soydaşlarımız, yeniden Kırım’a dönmeye başladıkları 1989 tarihine kadar vatanlarından uzak bir şekilde birbirinden koparılarak, parçalanmış aile dramlarına mâruz bırakılmışlar, hüzün dolu yıllar yaşamışlardı.

Büyük bir fâcia yaşanmasına sebep olan sürgün kararı, Kızıl Rusya’nın Komünist Lideri esas adı Yosif Visaryonoviç Cugaşvili olan Gürcü Josef Stalin’in Başkanlığında toplanan Devlet Savunma Komitesi üyeleri Vyaçeslav Molotov, Lavrenti Beriya, Lazar Kagonoviç ve Kliment Voroşilov tarafından 11 Mayıs tarihinde 5859 sayılı kararnâme ile alınmış ve 18 Mayıs’ta da uygulanmıştı.

(8 Ağustos 1928 tarihinde açılan Taksim Anıtı’nda Atatürk heykelinin hemen arkasında yer alan iki Sovyet Generali vardır. Birisi Sovyetler Kızıl Ordusu’nun kurucularından General Mihail Vasilyeviç Frunze, diğeri Kırım Sürgünü kararını verenlerden dönemin Sovyet Rusya’sında milyonların katledilmesinde en önemli rol oynayanlardan Rusya Devlet Savunma Komitesi Üyesi Mareşal Kliment Voroşilov’dur. Türkiye sosyalistleri her 1 Mayıs’ı bahane ederek Taksim’e çıkma ısrarlarının arkasında işte bu iki komünist lider vardır. En yasaklı dönemlerde bile sosyalist ve komünist işçi sendikaları bu anıta çelenk koymayı başarmışlardır. Böylece her fırsatta Taksim’e fırlama amaçlarının başında, Taksim Anıtın’da yer alan Lenin ve Stalin’in en yakın yol arkadaşları olan bu komünist liderlere yollarından gittiklerini ifâde ederek tâ’zim ve hürmetlerini göstermek istemeleri yatmaktadır. Devlet büyüklerine ve halkımıza duyurulur.)

Kırım’ın sağlıklı erkek nüfusu devam eden ikinci dünya savaşından dolayı askerde olduklarından sürgüne yollanan genel olarak kadınlar, çocuklar ve yaşlılardı. Özel yerleşimci statüsünde vatandaşlık haklarından mahrum olarak, komünist rejimi altında karın tokluğuna çalıştırılmak üzere değişik yerlerdeki kolhoz ve fabrikalara dağıtıldılar.

GERİ DÖNÜŞ SEFERBERLİĞİ 

1970’li yıllara gelindiğinde Kırım Türkleri yeniden Kırım’a dönerek vatanlarını kazanma mücadelesi verme kararı aldılar. Ancak bu hiç de kolay olmayacaktı. Nitekim; İsmail Yazıcıyev, Zenfira Asanova ve Mustafa Cemilev (Efsâne lider Cemiloğlu) gibi işin öncülüğünü yapanlar zindanlarda zulme uğradılar.

Daha önce bir kez Kırım’a izinsiz geldiği için Kırım’da barındırılmayan Musa Mâmut, İkinci defa geldiği Kırım’dan çıkarılmaya çalışılınca 23 Haziran 1978’de üzerine benzin dökerek kendini yakmış, beş gün sonra da hayatını kaybetmişti. Bir diğer Kırım evladı İzzet Memedullayev, Kırım Türkleri içerisinde ajanlık yapması konusunda aşırı baskılara dayanamamış, “Size muhbirlik yapacağıma ölürüm daha iyi” demiş ve bir kahramanlık örneği sergileyerek hayatına son vermişti.

Kendisini bağımsız bir Kırım için vakfeden 13 Kasım 1943’te Kırım’da dünyaya gelen ve henüz altı aylık bebek iken sürgüne giden Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ise, Kırım’a döndüğü için defalarca zindanlara atılmış, çalışma kamplarında ağır şartlarda çalıştırılmış, orada kaldığı uzun yıllar içerisinde bir ara aylar süren (303 gün) açlık grevine başlamıştı. Kırımoğlu, Moskova’nın 2.550 km. doğusunda, Astana’nın 580 km. kuzeyinde yer alan Omsk şehrindeki mahkemesinde içeriye alınmadığı için duruşma kapısında bekleyen ünlü fizikçi ve insan hakları savunucusu Nobel ödüllü Andrey Saharov’un ricası üzerine açlık grevini durdurmayı kabul etti.

Fakat buna rağmen 1970’li yıllarda Anavatan Türkiye’ye zindanda açlık grevinden öldüğü haberi geldi. Bu haber öylesine etkili olmuştu ki, yurdun birçok yerinde Cemiloğlu için Ülkü Ocakları tarafından yürüyüşler yapıldı, Sovyet Rusya Büyükelçiliği ve konsoloslukları önünde protestolar yükseldi, mevlidler okundu. O tarihlerde henüz lise öğrencisi olan bizler sanki en birinci derece yakınımızı kaybetmiş gibi çok üzülmüş, mensubu olduğumuz Ülkü Ocakları tarafından hazırlatılan “Cemiloğlu Ölmedi Kalbimizde Yaşıyor” yazan kâğıt afişleri günlerce duvarlara yapıştırmıştık.

Yine o günlerde Avrupa’da Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu tarafından Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’de gazeteci-yazar Abdullah Azizoğlu’nun yazdığı 4 bölümden oluşan “Cemiloğlu” adlı oyun sergilenmiş, millî duygular zirve yapmıştı. Bu oyunun senaryosu Kırımoğlu’nun Omsk Hapishanesinde ölümüyle sonuçlanıyordu.(Şimdi Eskişehir Kırım Derneğimiz üyelerinin yazıp oynadığı “Hasret” adlı tiyatro oyunu Anadolu turnesine çıkmaya hazırlanmaktadır, tebrik ediyoruz.)

Mahkemelerde yedi kere hapse mahkûm edilerek hayatının 14 yılını hapiste ve ağır çalışma kamplarında geçiren Cemiloğlu Allah’ın inâyetiyle hayatını kaybetmemiş, kurtulduğu zindan sonrası 1989’da Kırım’a dönerek “Vatan toprağı sıcaktır insanı üşütmez” dediği üzeri naylonlarla örtülü mezar evlerde bir avuç insanla mücadelesine devam etmiş, 1991 yılında Kırım Türk’lerinin vatanlarına dönmelerine izin verilince yine bir avuç arkadaşıyla Kırım Milli Meclisini kurmuş ve Kırım Tatar Millî Kurultayını 26 Haziran 1991’de Akmescit şehrinde toplamıştı.

Millî iradelerini ortaya koymak için Kırım Türkleri, başta Kırım olmak üzere, Özbekistan, Kazakistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kafkasya, Rusya, Ukrayna, Letonya, Litvanya, Tataristan ve pek çok Rus şehirlerinde demokratik seçimlerini yaparak vekillerini Akmescit’e gönderdiler.

Bu Kurultay’da, Kırım Tatarları kendi kaderlerini belirleyeceklerini ilân eden 5 maddelik “Kırım Tatarları’nın Millî Egemenlik Bildirisi”ni oybirliği ile kabûl etti. Kurultay, aynı zamanda Kırım Tatar halkının en yüksek ve yetkili tek organı olarak Kırım Tatar Millî Meclisi’ni belirledi ve onun 33 kişilik üyesini seçti. Meclis başkanlığına da Kırım Tatarları’nın Millî yol başçısı Cemiloğlu seçildi. Yetmedi, Kırım Tatar Milli Meclisi kendisine “Kırımoğlu” soyadını verdi.

Başkanı olduğu Kırım Tatar Milli Meclisi işgâle uğrayana kadar önemli kararlar almış ve uygulamaya koymuştu. Bu kararlardan bir tânesi, kendisi fakrû zaruret içinde iken bir başka ülke Müslümanları için çıkarmış olduğu karardı. Bu ülke geçmiş dönemde önemli İlişkiler içerisinde olduğu Çeçenistan’dan başkası değildi. Alınan karar ise Rus saldırıları karşısında yetim kalan Çeçen çocuklarıyla ilgiliydi.

Kırım Tatar Milli Meclisi’nin öksüz ve yetim Çeçen çocuklarına dair kararı şöyleydi:

“Savaş toprağınıza, evlerinize, ailelerinize, pek çoğu öksüz ve yetim kalan çocuklarınıza acı dertler getirdi. Biz bu dertleri içtenlikle paylaşıyoruz. Aldığımız haberlere göre Rus Hükümeti, öksüz ve yetim çocuklarınızı, Rusya’nın iç bölgelerine götürüp, onları kendi halkınıza aykırı gelen kültür ve gelenekler içerisinde eğitmeyi planlamaktadır. Böylece Çeçenistan’ın geleceğini yok etmek istemektedir. Buna asla müsaade edilemez.

Kırım Hanlığı döneminde Kafkas halklarıyla karşılıklı olarak çocukları aileler yanına verme ve yetiştirme geleneğimiz var idi.

Günümüzde atalarımızın tesis ettiği bu güzel geleneği sürdürerek, çocuklarınızı ailelerimize almaya ve onların vatanlarına dönme imkânı oluncaya kadar, kendi evlatlarımız olarak bağrımıza basıp bakmaya ve baba evi sıcaklığı vermeye hazırız.

Kırım Tatar Milli Meclis Kararı 11 Mart 1995 – Akmescit KIRIM

Mustafa A. KIRIMOĞLU

KTMM BAŞKANI…”

Et ve tırnak misâli birbirine kenetlenmiş bir yapıda Kırım-Türkiye ilişkileri tâ Hüsameddin Bey (Sinop-Kastamonu bölgesinde Çobanoğlu Beyliğinin kurucusu) zamanında, Cenevizlilere ait kıyılara yaptığı fetihlerle başlamıştı.

Fâtih Sultân Mehmed Hân’ın 1475 yılında Kırım Hân’ının talebi üzerine Cenevizliler üzerine yaptığı seferden sonra savaşta ve barışta birlikte hareket eder olmuşuz, Yavuz Sultân Selim’in Kırım Hân’ı Mengli Giray Hân’ın kızıyla evlenmesiyle akraba olmuşuz, Sûltân Birinci Ahmed’in 1613 yılında çıkardığı fermanla da Osmanlı Tahtının direkt vârisi olmuşlar. Sûltân 1. Ahmed Fermanında, “Padişâha bir şey olur, arkasından tahta geçecek Şehzâde de yoksa zamânın Kırım Hân’ı Osmanlı tahtına oturur ve ülke yönetimini eline alır” diye belirtmişti. İşte bu fermandan sonra Kırım Hânlarının protokoldeki yeri, Padişâhla Sadrâzâmın arasındaki yer olacaktır.

İleriki tarihlerde Karadeniz’e inmek isteyen Rusların saldırıları karşısında Osmanlı Devletinin zaman zaman zayıf olduğu dönemlerde işgâllere uğradığı 1774 yılından tâ 1917 Bolşevik ihtilâline kadar, sayıları milyonları bulan miktarlarda Türkiye’ye büyük göç vermiştir.

Öyleki Osmanlı Devleti kendisini gerçek mânâda yıkıma götüren 1853-1856 Kırım Savaşını başlatmaktan kaçınmamış kendini fedâ etmiştir. Bu savaş Osmanlı Devletinin yıkılma dönemini başlatmıştır.

Kırım, göçlerle büyük oranda boşalmıştı. Yeniden geri dönüşlerle bu oran mevcut nüfusun % 13’ünün üzerine yükselmişti. Ama Kırım rüyasından, tarihin hiçbir döneminde vazgeçmeyen Rusya 2014 yılında bir kez daha Kırım’ı işgâl etti. (27 Ocak 1995’te Kırım’ın işgâliyle ilgili beyanat veren Cahar Dudayev; “Üst düzey generaller yaptıkları geniş kapsamlı plan gereği Çeçenistan’ı bitirdikten sonra Kırım’a saldıracaklar. Bunun belgeleri mevcut. Bize yaptıkları gibi aynı senaryo ile Kırım’a saldıracaklar, bunun bütün belgeleri benim elimde bulunuyor” diyerek işgâli yıllar önce haber vermişti. Biz de buradan âcizâne diyoruz ki; Rusya, kısa vâdede Moldova, orta vâdede Gürcistan ve orta-uzak vâdede Kazakistan işgâl planlarını hazırladı, tatbik için fırsat kollamaktadır.)

Bu işgâlle birlikte göçe zorlanan Kırım Türkü için belirsizlikle birlikte sıkıntılı günler de başlamış oldu. Kırım Milli Meclis Başkanı ve çok sayıda Kırım Türkü sınırdışı edildi. Milli Meclis Başkanı Abdülkerim Kırımoğlu, Ukrayna parlamentosunda milletvekili olarak Kırım’ın asıl sahipleri olan Türklere geçmesi için ilerlemiş yaşına rağmen mücâdelesine devam etmektedir.

Bu konuyla ilgili bir TV kanalı birkaç yıl önce Moskova’da bana sormuştu. Sizce Kırım Ukrayna toprağı mı yoksa Rusya toprağı mı diye. Verdiğim cevap hiç hoşlarına gitmemişti. Onlara, “Kırım ne Ukrayna, ne de Rus toprağıdır. Kırım öz be öz Türk toprağıdır” demiş, Kânuni Sultân Süleyman’ın Kırım’da Kefe Sancak Beyi olarak yaptığı görev de dâhil, Rusya Devleti ortada yokken Cenevizlilerden nasıl fethettiğimizi ve Kırım’ın kısa bir tarihini anlatmıştım.

Hoşlarına gitmeyen başlıca husus ise, Rusya’nın Kırım’ı işgâline Türkiye’nin tepkisi ve tavrı olmuştur. Bu konuda Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın her platformda ve fırsatta söylediği şu cümle önemlidir. “Kırım’ın yasa dışı ilhâkı kararını tanımadık, tanımayacağız…”

Evet, Kırım aslî sahiplerine teslim edilene kadar mucâdele eden ve edecek olan kişi, kurum, kuruluşlara başarılar diliyorum. Allah (c.c.) yâr ve yardımcımız olsun inşallah.

NOT: Bugün herkesi Kırım Sürgünün 80. Yıldönümünde Eskişehir ilimiz Ulus Meydanından saat 12.00’de başlayacak kortej yürüyüşüne ve saat 17.00’de Kırım Kültür Parkı ve Kırım Anıtı’nın açılışına bekliyoruz.

Bir cavab yazın

Sizin e-poçt ünvanınız dərc edilməyəcəkdir. Gərəkli sahələr * ilə işarələnmişdir